Hizmetimizde



Armamız

Düşünceleriniz

 

KÖYÜMÜZDEN BİR PORTRE

 

NECATİ İKİZ

Sinop ili Dikmen ilçesi Yaykın Köyü’nün yukarı mahallesinde 16.05.1968 tarihinde doğdu. ölen kardeşinden sonra ailesinin en küçük çocuğu olarak büyüdü. Bu yüzden rahmetli babası ve dayısı tarafından “küçük” diye çağrılırdı.
4 yaşında ilkokula başladığında arkadaşları 7- 8 yaşlarında idi. Bu yaş farkına rağmen bazı internet sitelerinde yayınlanan karne notlarından da anlaşılacağı üzere sınıfının en başarılıları arasında yerini aldı. İlkokul sıralarında sesinin güzelliğiyle ön plana çıktı. “Ak koyun meler gelir, dağları deler gelir” ve “Urfalıyam ezelden, gönlüm geçmez güzelden” türkülerini çok güzel yorumlardı. Bu yüzden sınıf öğretmenleri tarafından her dönem müzik başkanı olarak göreve getirildi.

Okulun tatil olduğu dönemlerde kendisine emanet edilen koyun ve mala çobanlık yaptı. Sırtında sepetle kah samanlıktan saman getirdi, kah damdan odun getirdi, kah çeşmeden su çekti. Her zaman ailesinin el kuşu ve en küçüğü olarak işten işe koştu.

1979 senesine gelindiğinde 9 yaşında ilkokuldan mezun oldu. Öğretmenlerinin ısrarlı tavsiyeleri sonucunda babası onu müftü abisi gibi okuması için en büyük abisine zimmetliyerek Adapazarı’na gönderdi.

1979 – 1980 eğitim öğretim yılında Adapazarı İmam-Hatip-Lisesine kayıt ettirilerek lise tahsiline başladı. Ancak ilkokulda okurken öğretmeninin dersten çok esnaflarla zaman geçirmesi ve derslere pek önem vermeyişini çok acı bir şekilde yaşadı. Derslerde çok zorlandı ilk yıllar. öğretmensiz köy okulundan Sakarya gibi bir ilde lise tahsili yapmak ne kadar kolay olurdu ki. Yine de ana ve babasının yüzünü kara çıkartmamak adına çok çalıştı. Abisinin inşaatlarda zor şartlar altında çalıştığını görüyor hayatın zorluğunu iliklerine kadar hissedebiliyordu. Bu arada kaldığı evdeki yeğenlerinin küçük olması derslerinden arda kalan zamanlarda eve ve ev işlerine yardım etmesine sebep oluyordu. Kah çeşmeden su çekiyor, kah çöp döküyor, kah o küçücük elleriyle bağ bahçe belleyerek yengesine yardım ediyordu. Hatta yeğenlerinin beşiğini sallıyordu.


Sınıfının en fakiriydi. Her yıl Sakarya’nın bazı kuyumcularının okuldaki fakir öğrencilere dağıttığı sadakadan payına düşeni alıyor, bununla delik ayakkabılarını değiştirip, artan parayla, sadece seyrettiği hiç tatmadığı ve arkadaşlarının okul kantininde bol bol yediği bisküvi ve krakerlerden hiç olmasa yılda bir kere yiyebiliyordu

7 yıl boyunca, okul mevsimi ana baba özlemi ve sıla hasreti çekerek Sakarya da kalırken, yaz tatillerini ise okul ve arkadaşlarının hasretiyle köyünde ana babasına mutat işlerinde yardımcı olarak geçirirdi. Ana babadan ayrı kaldığı ve 9 yaşında başladığı lise tahsili sırasında çok iyi bir aile terbiyesi aldığı söylenemezdi.

Bu yüzden köylerdeki adetler gereği ne ağabeylerine abi diyebildi ne dayı ve amcalarına dayı, amca, teyze, hala ve yenge diyebildi.Yaratılıştan gelen konuşma bozukluğu sebebiyle genelde okul ve mahalle arkadaşlarından uzak kalmayı yeğledi. Şu an için hayatta sırdaş ve en iyi arkadaşı olarak amcaoğlu Mustafa ikiz ve Recep Tuna’dan vaz geçmedi.

Lise 2 de Diyanet İşleri Başkanlığının açtığı burs imtihanını kazanarak her ay burs almaya başladı. Bundan da önemlisi okulunu bitirdiğinde hemen imam olacaktı.1986 yılının 30 Haziranın da okulunu bitirip ilk defa teşekkür belgesi aldı. Yani okul ve bilgi farkını ancak 7 yılda kapatabildi. Aradan 2 ay geçmeden aldığı bursun karşılığı olarak mecburi hizmet kapsamında ve tam 16 yaşında akranları daha oyun çağında iken o imam-hatip olarak memuriyete başlıyordu.

Antalya Hacı Mehmet GEBİZLİ Eğitim merkezinde 2 ay kursiyer İmam-Hatip olarak eğitim gördü. Ardından çekilen kura sonucu Sinop Gerze Altınyayla Köyü Camii imam-hatipliğine atandı. Ancak dönemin Gerze Müftüsü tarafından sesinin güzelliği ve kıraatinin düzgünlüğü sebebiyle bir süre Gerze Merkez Kur’an kursunda öğretici olarak görevlendirildi. Fakat Köylülerinin “biz imamımızı isteriz” ısrarı üzerine ilk köyü olan Altınyayla’da göreve başladı

Çocuk yaşta ve el memleketlerin de tek başına kalmak ana babasını çözüm üretmek zorunda bıraktı. Aile meclisinin aldığı kararla amcasının kızıyla nişanlandı. Düğün bahanesiyle 1987 yılının 9 Eylül’ünde kendi köyüne 5 km olan Kara koyun köyüne naklen tayin oldu.


15.11.1987 yılında evlendi.1990 yılının 26 Şubatında Manisa Kırkağaç 6.Jandarma Komando Er Eğitim alay komutanlığına acemi birliği eğitimi için gitti. Roketatar ve MG – 3 çavuş ihtisas eğitimini tamamlayıp Komando Onbaşı olarak dağıtıma geldi. Hakkari 8. Jandarma Komando Tabur Komutanlığı emrine verilmişti, üstelikte terörün yükselişte olduğu bir dönemdi. Jandarma olan Teyze oğlu ve dayı oğlu da Hakkari’ ye gidiyorlardı. Beraberce gittiler. Dayıoğlu Turhan AKÇA Yüksekova’ya, O da teyze oğlu Osman AKÇA’yla beraber Çukurca’ya gitti. Lise mezunu ve imam olması sebebiyle Tabur merkezinde kalıp Cuma namazlarını da kıldırır diye Karargah ve Destek Bölüğünde bölük yazıcısı yapıldı. Kısa zamanda komutanlarının sevgi ve takdirini kazandı. Bölük çavuşu oldu.

26 Ağustos 1991 tarihinde askerliğini tamamlayarak terhis oldu. Asker dönüşü tekrar aynı köyde imamlığa başladı. Köylere elektriğin yeni geldiği de düşünüldüğünde elektrik arızalarının tamirinde ustalaşarak biçare köylülerin yardımına koştu.1990 dan sonra yaygınlaşan televizyon ve uydu anteni kurumunda Yaykın, Karakoyun ve çevre köylerdeki bütün uydu antenlerinin montajını ustalıkla yaptı.

Gençlerle ve köylerdeki imam ve öğretmenlerle yakın ilişkiler kurarak sportif ve kültürel faaliyetlerin öncüsü oldu. İlçe merkezindeki kaymakamlık futbol turnuvasında Yaykınspor’un kaptanlığını yaptı.

Yaykın-karakoyun ve büyükkırık köylerini; İçmesuyu mahallesinde futbolu yaygınlaştıran İçme su’yunun unutulmaz öğretmenlerinden Mehmet SAK adına futbol turnuvası düzenleyerek Büyüktuzlada buluşturdu. Yaykının şampiyon olduğu maçlarda Yaykınspor 8-Büyükkırık 4, Yaykınspor 2-Karakoyun 2 ve Büyükkırık 4-karakoyun 2 maç sonuçları alınmıştı.

Karakoyunda görev yaparken çevrenin en büyük alimi Salim hocadan çok şeyler öğrendi. Onunla birlikte çeşitli mevlit programlarına katılarak kendini yetiştirdi.1996 yılında Anadolu üniversitesi AÖF sosyal bilimler bölümünden mezun oldu.

Diyanetin hutbelerinin görev yaptığı köye ve Türkiye’nin gündemine uygun olmayışının farkına vararak belki de hayatını alt üst edecek bir hataya imza atacaktı. Attı da.

1997 yılındaki refah yol hükümeti zamanında gündeme gelen 8 yıllık eğitim aleyhine (ki o yasayla Kuran kursları ve imam hatip liselerinin orta kısımları kapatılacaktı.)hutbeler yazdı. Bu konuda kendi çapında konunun önemine binaen hutbe ve vaazlarıyla cemaatini aydınlatacaktı. Yaptı da. Ancak 1998 senesinin kurban bayramında şimdiki muhtarın camide okunan bu hutbelerden birini çalarak jandarmaya vermesiyle birlikte yargılanma süreci de başlamış oldu. önce kaymakamlıkça açığa alındı.3 ay sonucunda yeniden görevine döndü. Bu arada Bolu Seben müftülüğü emrine tayin olup memuriyetine devam ederken Sinop Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında Sinop Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.3 yıl süren davalarından birinde önce beraat etti. Sonra yine aynı mahkemede 2. kez dava açıldı.28 şubat süreci diye de bilinen o süreçte çok çileler çekti. Hipertansiyon,tip 2 diyabet ve bunlara bağlı olarak kolesterol ve triglesid yüksekliğine yakalanarak ömür boyu ilaç kullanacak şekilde hasta oldu.

2000 yılında mahkemeleri bitti. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi kendisini eski TCK’ nın meşhur 159.maddesinden mahkum ederek 11 ay 20 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırmıştı. Ne kadar sevinmişti düşmanları. O nun hapislerde sürüneceğini hesap ederek ellerini oğuşturuyorlardı. Fakat hevesleri kursaklarında kaldı. Mahkeme bir daha suç işlemez diye ve de duruşmalardaki müsbet davranışlarını gerekçe göstererek cezayı ertelemişti. Mahkemenin son kararından sonra taraflar olarak herkes sevap ve günah cinsinden kendi payına torbalarını doldurarak ve de kıyamette hesaplaşmak üzere ayrılmışlardı.


Her şey düzelmişti, sıkıntılar bitmişti diye düşünülürken 2001 yılının Haziran ayında Diyanetten gelen bir yazıyla hayatı allak bullak oldu. Verilen mahkeme kararına istinaden 03.05.2001 tarih ve 1095 sayılı başkanlık onayı ile memurluğunun bittiği bildiriliyordu. Ne yapacaktı, nereye gidecekti. Hiç bir mesleği olmayan 31 yaşına gelmiş bir adam 2 çocuğuna nasıl bakacak ve onları nasıl okutacaktı. Bundan da önemlisi o küçücük beyinlerine bu olayı nasıl anlatacaktı, üstelik te hastaydı. Bin bir türlü laf oyunlarıyla onları ikna ederek imam iken almış olduğu Sakarya’da ki evine yerleşti.

Çevresindeki insanların inşaatçı olmasından dolayı bir süre inşaatlarda amelelik yaptı. Hastalıkları ve yeni yakalandığı bel fıtığı yüzünden inşaatlarda çalışması mümkün olmadı. Çok sıkıntılar çekti. İşsiz, aşsız kaldı. Bir gazete ilanıyla yeniden iş umudu doğdu. Bir dershanede temizlikçi olarak işe başladı. Tamamen yabancısı olduğu bir çevreydi. Tez zamanda kendini sevdirerek büyük oğlunun lise bitene kadar bedava, bu dershanede okumasının yolunu açtı.1 yıl sonra aldığı mahkeme kararı ile başvurmuş olduğu savcılıktan eski hükümlü belgesi alarak İşkur’a kayıt olup ardından bir tekstil fabrikasına yerleştirildi.20 ay sabredebildi. Eski bir imamın transparan giyimli yüzlerce kadın ve kızın içinde işi neydi. Tazminatını alarak ayrıldı.

2004 yılında Sakarya Ağır Ceza mahkemesinden memnu haklarının iadesine karar aldırmıştı. Bu kararla Devlet Personel Başkanlığına müracaat etti. Tekrar memur olabilirmiyim diye. “Memur olmanıza engel bir durum kalmamıştır” cevabına binaen çok sevindi. Bir çok kuruma başvurdu. Hepsinden gelen cevap aynıydı.”memur olmanıza engel bir durum yok, ancak açıktan atama izni olmadığından atamanız yapılamamıştır…” yıkılmıştı…

Yeniden özelde iş aramaya başladı. Ülkemizin nadide kuruluşlarından biri olan Ülker’in Pamukova’daki süt ürünleri fabrikası olan Ak gıda eski hükümlü kadrosunda iş başı yaptı. Çaresiz, yavaş yavaş sivil hayata ısınmaya ve tutunmaya başladı. 3.5 sene hastalıklarına uygun güzel bir işte ve güzel bir maaşla çalıştı. Hatta 2006 yılında hacca gitme niyetiyle kayıt yaptırdı. Ancak 2007 ve 2008 de Allahın bir takdiri olsa gerek parasını denkleştiremediği için kura çıkmadı.


Bu arada fabrikada kendini çıkar çatışmalarının içinde buldu. Kendine rakip gördüğü için amirinin entrikalarıyla karşılaştı. 6 ay sabredebildi entrikalara. Bunda da bir hikmet vardır diyerek 12 şubat 2008 de tazminatını alarak ayrılmaya karar verdi.

Yeniden iş aramaya başladı.38 yaşına gelmişti ve hala bir mesleği yoktu. Her gittiği kapı yüzüne kapandı. Hatta bir fabrikada müdür olan okuldan sınıf arkadaşı bile iş vermek yerine eline bir zarf tutuşturarak kapıyı göstermişti. Aklınca harçlık vermişti; “çocukların için zekatımız” diyerek.

4 ay iş aradı. Bu arada işsizlik maaşı alıyordu asgari ücret kadar. Yeniden devlet kuruluşlarına dilekçeler yazdı. Gelen yazılarda bir değişiklik göremedi. Bu arada abisinin de siyasi kariyeri onu yeniden devlet memuru yapmaya yetmedi. Okul arkadaşlarını dolaşmaya devam ederken müjdeli haberi veren kişi “üzülme Necati senin işini yapacağım sabret” diyordu. Arayan sınıf arkadaşı 1144 Zeki KOVAR’ dan başkası değildi. Ne kadar sevinmişti.
15.06.2008 tarihi itibariyle Sapanca Kurtköy Ak parti belde başkanı Zeki KOVAR’ın aracılığıyla ve Sakarya’nın İncisi Hendek Belediye başkanı Sayın Ali İNCİ’ nin oluruyla belediyede gassal olarak yeniden memuriyete başladı.

Artık sıkıntıları bitmişti. Bundan sonra çektiği sıkıntıların karşılığını alacak Yüce Allah’ın sabır sınavını kazanacak ve ödül olarak hacca gönderilecekti. Artık işi ve aşı vardı. öyle de oldu. Verilen ek hac kontenjanı sayesinde 03.11.2008 tarihinde sevinçten kuşlar gibi uçarak sevgililer sevgilisi efendimizi ziyaret etti. Beytullah’ı tavaf etti. Arafat ve Müzdelife’ de vakfeye durdu. Mina da şeytan taşladı. Anasından doğduğu gibi her türlü sıkıntı ve günahtan arınarak ülkesine döndü.Halen Sakarya Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Şube Müdürlüğü’nde cenaze imamı olarak görev yapmaktadır.

02.02.2009

A D M İ N

Yorum ekle

Görüşleriniz Bizim İçin Önemli Teşekkür Ederiz...


Logomuz



Bayrağımız

Takvim

October 2018
S M T W T F S
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3